Kitaplara Veda

Nesne olarak kitabın sonunun geldiği söyleniyor. Dijital ortama aktarılan kitap dosyaları “e-book”ların göz yormayan ekranından okunabiliyor ve daha şimdiden bir çok klasik eser internetten indirilebiliyor. Gömlek cebimizde 10 bin tane kitap taşıyabileceğiz demek oluyor bu. Kitaplara veda yargısı Hemingway’ın Silahlara Veda’sı gibi erken söylenmiş bir kehanet mi? Doğrusu bilmiyorum. Aslında bunun pek de önemi yok. Nesne form değiştirebilir. Ama esas sorun kitapların klasik işlevlerinden uzaklaşmasıdır.    

90’lı yıllardan itibaren tüm dünyayı kasıp kavuran bir süreç yaşıyoruz: İşlevini yitirmiş kitaplara övgü!  

İlk olarak kişisel gelişim furyası başladı. Herkese ben ne kadar aptalmışım dedirten cinsten. Başarının bilmem kaç yolu, düşüncenin yüzde bilmem kaç gücü, 1 günde aşık olma, yarım saatte etkili konuşma, 10 dakika da amuda kalkma falan filan. Millet 90’lı yıllarda heder etti kendini bunlarla. Kanatlanıp uçan muçan da olmadı hiç. Ne içindeki çocuğu dinleyeni gördüm ne dışındaki öküzü ehlileştireni! 

Sonra bir şifreler, gizemler dönemi girdi araya. Meğersem dünya komplolar denizinde sürüklenen bir ceviz kabuğuymuş. Ortaçağ tarikatları, siyonlar, siyonistler, malta şövalyeleri, tapınak şövalyeleri, yok masonlar, yok sebetaycılar… Bitmek bilmeyen iddialar. Tarihten, felsefeden, sosyolojiden zerre kadar nasiplenememiş dimağlara kısa yoldan dünyayı kavratan uyduruk formüller. Sen, mülkiyet olgusunun tarihin hangi döneminde insanlığın hayatına hangi şartlar sonucu girdiğini bilmeyeceksin, dinsel düşünce ile tarım devrimi arasındaki bağı keşfetmeyeceksin, feodalizmin sınıfsal çözümlemesinden haberin olmayacak, kapitalizm konusunda kara cahil olacaksın, aydınlanma felsefesini hepten ıskalayacaksın, sanayi toplumu modernizm gibi gerçeklere aval aval bakacaksın, sermayenin doğası hakkında hiç düşünmeyeceksin… Eee, sonra. Bir kitap okuyup dünyayı anlayacaksın. Anlayacaksın da nasıl anlayacaksın kim bilir. Dünya düz müymüş yuvarlak mıymış diye kafa patlatmaya devam edeceksin!  

Şimdiyse spiritüel kitaplar moda. Başka bir deyişle maneviyat eksikliğine karşı koca karı ilaçları. Bin bir derde deva oldukları söyleniyor. Varoluş sıkıntın ortadan kalkacak. Ruhani tekamülün dibine vuracaksın! Okuyup hayatın anlamını keşfedeceksin kısacası. Artık Tibet’ten mi çıkarsın, mesneviyi mi ezberlersin, anti-aging obsessionu mu geliştirirsin, yoksa kendini reiki dejenerasyonuna mı veririsin orası bilinmez. Ama okuyacaksın bunları. Bilgeliğin klimasız yolları, ferrariden in 30A’ya bin, iste gerisi gelir gelmezse koy gitsin, kozmik enerjiyi kontrol et yoksa bir tarafına kaçar gibi saçmalıklar. Bunları elinden düşürmeyenler, ah bir bilseler okudukları kitapların Batı toplumunun tinsel çöküşüne karşı doğudan ihraç, kullan at piyasa oyuncakları olduklarını. Ah bir bilseler asıl sorunun ne olduğunu. Kapitalizmin rekabeti yüceltmesinin benliklerde yaptığı tahrifattan haberdar olsalar mesela. Derinleşen amaçsızlık hissinin yabancılaşmadan kaynaklandığını anlasalar veya tüketim toplumunun insanı ahmaklaştıran yapısını fark etseler. Acaba devam ederler mi o kitapları okumaya? 

Okuma oranları artıyormuş. Kitap satışları patlıyormuş. Oh ne güzel diyemeyeceğim. Hatta daha ileri gidip, postmodernizmle birlikte okuma ediminin çoğu zaman zararlı bir alışkanlık haline dönüştüğünü iddia edeceğim. Sigara içmenin sağlığa yararlı hale gelmesi gibi akıl almaz bir dönüşümdür aslında bu.   

Kitaplara veda mı? Hangi kitaplara?   

Yazılar